|
PERAKENDE
PAZARLAMA 2010
Yaşanan global
krizden çıkışın ilk sinyalleri bizlere bulunduğumuz yıl
içerisinde ulaşırken, pazarlardaki beklenen iyileşmenin hızı ve
ivmesi konusunda belirleyici yıl büyük bir ihtimalle 2010 yılı
olacaktır. Önümüzdeki yıl yukarı doğru hareketin ne zaman ivme
kazanabileceğini, gerçekten krizin tamamıyla atlatılıp eski
hareketli günlere dönülüp dönülemeyeceğini net bir şekilde
görmüş olacağız. Bu konuda yapılan açıklamalarda, piyasaların
düzelme süreci birçok farklı hareket şekliyle açıklanıyor. Son
dönemlerde oluşan genel kanı ise, toparlanmanın beklenenden uzun
süreceği ve hareketliliğin eski günleri aratacağı
doğrultusunda. Bu durum şu anlama gelmektedir: Yeni bir döneme
girmekteyiz ve devre arasındayız. Global krizin vurduğu
pazarların yeniden hareketlenmesi beklenmekle beraber, aynı
zamanda her şeyin eskisinden farklı ve daha zor olacağı da
öngörülmektedir. Peki, yeni dönemin devre arası ne zamandır? Bu
çerçevede, 2010 yılı beklentilere paralel olarak bir nefes alma
ve yeni dönemin dinamiklerinin şekilleneceği bir yıl olacaktır.
Dolayısıyla, 2010 yılı perakende sektöründe faaliyet gösteren
şirketlerin yeni dönem için kendilerini hazırlamaları, yeniden
yapılanmaları ve doğru yatırımları yapmaları için kullanılması
gereken bir devre arasıdır. 2012 yılı filminde olduğu gibi bir
kıyamet ile karşılaşmaz isek şirketler için 2010 yılı sonrası,
farklı dinamikler ve daha zor şartlar altında yarışmaları
gereken bir dönem anlamına gelmektedir. Pazar koşullarına ve bu
koşulların zorluklarına karşı hazırlıklı olamayan şirketler için
2010 yılı sonrası kıyamet yaklaşacaktır. Peki, perakende
şirketleri bu devre arasını nasıl değerlendirmeli ve yeni döneme
nasıl hazırlanmalıdır?
Başarının ilk adımı: Pazarlama Yönetimi ve Yöneticisi 2.0
Yaşanan
teknolojik gelişmelere ve otomasyon sistemlere rağmen insan
faktörü iş dünyasındaki önemli yerini halen korumaktadır.
Özellikle konu perakende sektörü olduğunda, işin doğası itibari
ile insan faktörü şirketler için bir kat daha önemli hale
gelmektedir. Perakende şirketlerinin özellikle pazarlama
alanında ihtiyaç duydukları insan vizyonu, anlayışı ve yaklaşımı
teknoloji ve otomasyon sistemler ile sağlanamamakta ancak
desteklenebilmektedir. Dolayısıyla, 2010 yılı sonrası yaşanacak
olan yeni dönemde insan kaynağı ve organizasyon yine oldukça
önemli şirket varlıkları olarak yerlerini koruyacaktır. Önemini
koruyacak olan bu temel varlıklar, yeni pazar koşulları
çerçevesinde başarının kilit anahtarı olarak yeniden
yapılandırılmalıdır. 2010 yılının bu açıdan çok önemli
fırsatları şirketlere sunması beklenmektedir. Artan işsizlik
veya çalışanların koşullardan hoşnutsuz olmaları, bu
profesyonellerin arayışta olmalarına sebep olmaktadır. Bununla
beraber şirketler için kalifiye ve nispeten daha düşük maliyetli
iş gücü elde etme fırsatı şu anda çok açık bir şekilde
görülmektedir. Dolayısıyla, ne istediğini bilen şirketler için
günümüzde pazardan kalifiye personel tedarik edilmesi oldukça
hızlı ve verimli bir şekilde gerçekleştirilebilecektir. Peki,
perakende şirketleri yeni döneme uygun pazarlama yöneticilerini
seçerken nelere dikkat etmelidir? Diğer adıyla Pazarlama
Yöneticisi 2.0’ın özellikleri nelerdir? Bu konunun ayrıntılarına
girmeden
önce kısaca pazarlama yöneticisi iş tanımını özetlemek ve daha
sonra bu iş tanımına uygun özellikler üzerinde durmak daha
açıklayıcı olacaktır. Günümüzün pazarları her geçen gün daha da
karmaşık, kontrolü zor ve rekabetçi bir yapıya dönüşmektedir. Bu
pazarlarda başarılı olmanın en önemli koşullarından biri
pazarlama fonksiyonunun yeniden pazar şartlarına uygun olarak
yapılandırılmasıdır. Bunun için atılması gereken ilk adım ise
pazarlama yöneticisinin iş tanımını yeni dönemin sıkı kontrol ve
sofistike yaklaşımlar gerektiren karmaşık yapısına uygun hale
getirmektir. Bu çerçevede, organizasyon açısından pazarlama
fonksiyonunun geleneksel çekirdek yapısının genişletilmesi, daha
merkezi ve şemsiye tipi (birden fazla alanın sorumluluğunu
alan) bir yapıya geçilmesi gerekmektedir. Günümüzde büyük ve
kurumsal şirketlerde uygulamaya koyulan bu yapı, perakende
pazarında faaliyet gösteren tüm şirketler için yeni dönemde bir
zorunluluk haline gelecektir. Bunun sebebi çok açıktır. Yeni
pazar yapısı gereği, pazarlama fonksiyonu müşterinin (iç ve dış
müşteri) var olduğu ve şirket ile temas ettiği her noktada aktif
rol oynamak zorundadır. Geleneksel yapıda kalan ve dar kapsamlı
bir pazarlama fonksiyonu yeni dönemde organizasyonun etkisiz
parçasız olarak finansal performans üzerinde olumsuz etki
yaratacaktır. Bu nedenle genişletilmiş sorumluluk ve yetkilere
sahip bir pazarlama fonksiyonu ve yönetimi oluşturmak
gerekmektedir. Bu yapının şirket boyutundan bağımsız olarak bir
sektör standardı olarak kabul edilmesi esastır.
Bir kontrol ve
karar otoritesi olarak pazarlama yöneticisi (Chief Marketing
Officer – CMO)
Pazarlama
fonksiyonun yeniden yapılandırılması gerekliliğinden
bahsettikten sonra bu fonksiyonu yönetecek olan pazarlama
yöneticisinin (Chief Marketing Officer – CMO) temel görev
tanımından bahsetmek gerekmektedir. Genişletilmiş sorumluluk ve
yetkileri ile CMO öncelikle direkt olarak genel müdüre bağlı
olarak çalışması gerekmektedir. Günümüzdeki uygulamalar da bu
şekildedir. Şemsiye bir yapı çerçevesinde CMO, müşteri talep ve
isteklerinin karşılanmasına yönelik yapılacak tüm şirket
operasyonunun stratejik ve taktiksel olarak planlanmasında ve
icrasının kontrolünde son sözü söyleyen karar ve kontrol merci
olmalıdır. Bu kapsama giren ve CMO’nun karar yetkisi olması
gereken alanlar aşağıda özetlenmiştir.
-
Üst
yönetim (Genel Müdür ve Yönetim Kurulu) ile beraber şirketin
pazar, marka ve iletişim stratejilerinin belirlenmesi,
planlaması, icralarının kontrolü ve sonuçlarının izlenmesi,
-
Tüm ürün
ve hizmet kategorilerinin stratejik planlaması ve bu
stratejileri besleyecek taktiksel icraların kontrolü ve
sonuçlarının izlenmesi,
-
Tüm
kurumsal ve pazarlama iletişimi faaliyetlerinin planlanması
(ajans ilişkileri dahil), icra kontrolünün yapılması ve
sonuçlarının izlenmesi,
-
Tüm
dağıtım kanalları ve müşteri kontak noktalarının stratejik
planlaması, icra kontrolü ve performans izlemesi,
-
Stratejik,
operasyonel ve analitik müşteri ilişkileri yönetimi
planlaması, icra kontrolü ve sonuçlarının izlenmesi.
Bu noktada
üzerinde özellikle durulması gereken konu CMO’nun bir icra
makamı değil, karar ve kontrol mekanizması olarak çalışması
gerektiğidir. Pratikte modern bir organizasyon yapısı içerisinde
yukarıda sırlanmış olan fonksiyonlar farklı birimler tarafından
icra edilmektedir. Bununla beraber, CMO’nun asil görevi bu
farklı birimlerin üzerinde bir çatı otoritesi olarak hareket
edip, kurumsal stratejiye uygun operasyonun icra edilmesini ve
sonuç üretmesini sağlamaktır. Pazarlama fonksiyonun yeni yapısı
ve bu fonksiyonu yönetecek olan CMO’nun görev tanımına kısaca
değindikten sonra, bu görevi icra edecek profesyonellerin sahip
olması gereken özelliklere kısaca göz atmak gerekmektedir.
Pazarlama Yöneticisi 2.0: İndigo kadar
analitik, kristal kadar yaratıcı.
Günümüzün
pazarlarında başarıyı elde etmek için atılması gereken adımların
ilki doğru insanların ve organizasyon yapısının bir araya
getirilmesidir. Yukarıda organizasyon ve CMO görev tanımı
açısından doğru tanımlamayı yaptıktan sonra şimdi CMO’nun hangi
özelliklere sahip olması gerektiği üzerinde durmak
gerekmektedir. Değişen pazarlama fonksiyonu yapısı ve CMO görev
tanımı, göreve atanacak kişinin özelliklerinin de geleneksel
pazarlama yöneticisinden daha farklı ve kapsamlı olmasını
gerektirmektedir. Temel özellikleri mesleki yetkinlikler,
kişisel ve psikolojik özellikler açısından incelemek
gerekmektedir.
Mesleki
yetkinlikler açısından baktığımızda, yukarıda sıralanan birden
fazla alandaki kontrol ve karar mekanizması sorumluluğu
sebebiyle, yeni dönemin CMO’larının bu alanlarda teorik ve
pratik bilgi ve tecrübe sahibi olmaları gerekmektedir. Diğer bir
deyişle, yeni dönem CMO’larının stratejik planlama, marka
yönetimi, iletişim yönetimi, üç tipteki (stratejik, operasyonel
ve analitik) müşteri ilişkileri yönetimi ve dağıtım kanalları
yönetimi konusunda kontrol ve karar merci olacak kadar mesleki
yetkinlik sahibi olmaları gerekmektedir. Yukarıda sıralanmış
olan sorumluluk alanlarına göz attığımızda, doğru kararların
verilmesi için birden fazla özelliklere aynı anda sahip
yöneticilere ihtiyaç olduğu açıkça görülmektedir. Sıralanan
özellikler, hem sol hem de sağ beyin fonksiyonlarını iyi
kullanan yöneticileri gerektirmektedir. Bu durum İndigo ve
Kristal çocukların birleşmiş özelliklerine sahip yöneticileri
işaret etmektedir. Bu terimleri ile ilgili
bilgisi
olmayan okuyucuları bilgilendirmek, bilenlerin ise hafızlarını
tazelemek için kısaca İndigo ve Kristal çocuklar ile ilgili
bilgi vermek yararlı olacaktır. İndigo çocuklar genel olarak
1970’li yılların sonunda doğmaya başlayan ve daha önce
belirlenmemiş olağandışı psikolojik nitelik sergileyen çocuklara
verilen genel isimdir. Bu nitelikler içerisinde onların sistem
yıkıcı, farklılık yaratmayı seven davranış biçimleri ve etkili
analitik kabiliyetleri de yer almaktadır. İndigo çocuklar bu
özellikleri ile sol beyin insanlarıdır. Kristal çocuklar ise
İndigo çocuklar ile benzerlik göstermekle beraber, özellikle
1995 ve sonrasında doğmuşlardır. Temel özellikleri arasında
üstün yaratıcılıkları ve empatik oluşları ön plana çıkmaktadır.
Sosyal ilişkilerinde de çekici, kişilikleri kuvvetli olan
insanlardır. Dolayısıyla, kristal çocuklar sağ beyin
insanlarıdır. Yeni nesil CMO’ların birden fazla alandan sorumlu
olma zorunlulukları onların İndigo ve Kristal çocuk
özelliklerine sahip olmalarını ya da diğer bir deyişle hem
analitik hem de yaratıcı bir zekâya sahip olmalarını
gerektirmektedir. Günümüzde müşteri verisi ve analizi (customer
intelligence) başarının en önemli anahtarlarından biri olarak
görülmektedir. Sol beyin aktivitelerini içeren bu durum
CMO’ların başarılı bir kontrol ve karar mekanizması olacak kadar
analitik yetkinliğe sahip olmalarını gerektirmektedir. Diğer
taraftan, inovasyonun günümüz pazarında bir farklılaşma ve
başarı faktörü olduğu açıkça görülmektedir. Bu çerçevede, sağ
beyin fonksiyonu olan yaratıcı düşünce yeteneği yine CMO’larda
olması gereken bir özelliktir.
Empati kurabilme
yeteneği ise yine CMO’larda olması gereken diğer bir önemli
özelliktir. Bu özelliğin gerekli olduğu iki nokta iç ve dış
ilişkiler olarak sınıflandırılabilir. Kurum içi personel,
yönetici ve yönetim kurulu ilişkilerinde duygusal zekânın ve
empatik yaklaşımın önemi günümüzde bir kat daha artmıştır. Etkin
iç iletişim, tarafların birbirlerini anlamaları, beklentileri ve
sonuçları değerlendirebilmeleri için gereklidir. Bu sebeple
CMO’ların kurum içi birimlerdeki diğer profesyoneller ve üst
yönetim ile uyum içerisinde senkronize olarak hareket
edebilmeleri için empati kurabilme yeteneğine sahip olmaları
gerekmektedir. CMO’ların empati kurabilme özelliğine sahip
olmalarını gerektiren bir diğer nokta da dış ilişkilerin
yönetimidir. Özellikle müşteri ilişkilerinin şekillenmesinde,
düşünce cinsiyeti olmayan, empatik davranabilen ve müşterilerin
ihtiyaç ve isteklerini doğru analiz edebilen, tahmin edebilen ve
anlayabilen CMO’lar başarıda anahtar rol oynayacaklardır.
Sonuç olarak,
2010 yılı sonrası başarıya açılan kapıdan içeri girebilmek için
kurumların ivedilikle yapmaları gereken ilk reform organizasyon
ve insan kaynakları açısından yukarıda açıklanmış olan yapıya
geçmeleridir. Makro boyuta genişletilmiş bir pazarlama yönetimi
yaklaşımı (Pazarlama Yönetimi 2.0) ve bu fonksiyonu icra edecek
nitelikte ve özellikteki pazarlama yöneticileri (CMO 2.0) ile
çalışılması başarının ilk adımı olarak görülmelidir.
Başarının ikinci adımı: Çok doğru hareketler bunlar!
Evet. Başarı
için doğru zamanda doğru hareketleri yapmak gerekmektedir. Bu
sebeple başarının ikinci adımı için “çok doğru hareketler
bunlar!” mesajını kullandık. 2010 yılının bir geçiş yılı
olacağını, aslında iki farklı dönemin devre arası olduğunu
aktarmıştık. Bu nedenle 2010 yılının iyi değerlendirilmesi
gerektiği aşikârdır. Devre arasında yapılması gerekenleri
stratejik ve taktiksel açıdan üç parçada incelemek doğru
olacaktır. Bu parçalar sırasıyla mevcut müşteriler, hedef
müşteri kitlesi ve üçüncü dalga tüketicilerdir.
Doğru hareket 1: Yazlıktaki köfteci tadında
olabilmek
Bazı mekânlar
vardır, orada olduğunuzda çok mutlu olursunuz. Orada bulunmaktan
duyduğunuz keyif paha biçilmezdir. Ne zaman yazlıktaki o
köfteciye gitsem, mutlu olurum. Köftenin lezzeti dışında mekânın
herhangi bir lüksü de yoktur. Orada olmak ve zaman geçirmek paha
biçilmezdir. Sebebi hepinizin rahatlıkla tahmin edebileceği gibi
yaşanan deneyimdir. Hangi deneyim? Dostlar ile birlikte, huzurlu
ve lezzetli yemek deneyimi. Geçmişin güzel hatıralarının göz
önüne geldiği anlar ve tekrar yaşanan çocukluk zamanı. Oranın
hatırlattığı ve unutturmadığı her şey. Yazlık köfteci şehirdeki
en güzel mekânların, yemeklerin ve hizmetin veremediği toplam
faydayı yaratarak, inanılmaz bir müşteri deneyimi yaşatmaktadır.
Bunun yaratmanın getirisi ise koşulsuz müşteri bağlılığıdır
(Aslında yaşanan deneyimde ağırlıklı olarak mekânın geçmişteki
değeri rol oynamaktadır. Köfteci bir işletme olarak bunu kendisi
yapmamaktadır. Ancak müşteri deneyiminin mantıksal ve duygusal
bütünlüğü nasıl sağlaması gerektiği konusunda güzel bir örnek
olduğu için burada yer almıştır).
Etkili müşteri
deneyimi yaratma konusunda yazılan birçok yazı ve kitap olduğu
için bu konunun detaylarına girmemize gerek yoktur. Kısaca bir
özetleme yapacak olursak, insan beyni sanıldığı gibi her
kararını rasyonel bir işlem sonucu almamaktadır. Tam tersine
beynimiz aynı anda alınan bilginin sadece % 5’i gibi küçük bir
oranda veri kümesini işleme alıp, kavramsal bir değerlendirme
yapabilmektedir. Bir saniyede bize ulaşan veri miktarının %
95’lik kısmı rasyonel olmayan, reflekssel bir yapıda karara
bağlanmaktadır. Diğer bir deyişle, insan beyni çoğunlukla ilk
önce hareket edip daha sonra anlamlandırmakta ve kararını
rasyonel hale getirmektedir. Özellikle risk algısı düşük
ürünlerde (low involvement) tüketici davranışlarını mantıksal
değerlendirmeler değil de reflekssel hareketler belirlemektedir.
Dolayısıyla, mevcut konumu bozacak bir durum olmadığı sürece
müşteri davranışları reflekssel olarak devam edecektir. Bu
sebeple müşteri deneyimi mevcut müşterilerin markaya sadık
kalmaları açısından önem arz etmektedir. Müşteri deneyimi
faaliyet alanları ve koşullara göre farklı şekillerde inşa
edilebilmektedir.
Temel kural, müşterinin rasyonel tarafına ek olarak daha çok
irrasyonel tarafına ve bilinçaltına kodlanmaya çalışmaktır.
Örneğin Starbucks ile ilgili yapmış olduğumuz akademik bir
araştırmada, o zamanlar Türkiye’de yeni olmasına rağmen markanın
Türk tüketici kitlesi üzerinde bir “Starbucks deneyimi”
yarattığını tespit etmiştik. Mağazalardaki kahve kokusundan,
müziğe, oturma gruplarının rahatlığından hizmet kalitesine
kadar, Starbucks Türk tüketicilerin tüm duyularına hitap
ediyordu. Bu sonuç tüm dünyada da kanıtlanmış bir Starbucks
gerçeği ve markanın başarısının temelindeki nedendir. Yeni
dönemde müşterilerin elde tutulması ve sonsuz bağlılık iksirine
sahip olmanın tek yolu, faaliyet alanına uygun müşteri
deneyiminin oluşturulmasıdır. Müşteri deneyimi proaktif yapıdaki
bir farklılaşma stratejisi iken, yeni dönemde bir standart ve
zorunluluk haline gelecektir.
Perakende
sektöründeki firmaların yeni dönemde müşteri kayıpları ile
karşılaşmamaları için etkili müşteri deneyiminin kendi
müşterileri için nasıl yaratılabileceği konusunda çalışmalara
başlamaları ve en kısa sürede gerekli adımları atmaları
gerekmektedir. Bu çalışmalar yapılırken, müşterinin marka ile
olan ilişkisinde hem rasyonel hem de duygusal anlamda doyuma
ulaşmasını sağlayacak unsurların tespiti ve bu unsurların
müşteri ile girilen sıcak temaslarda yaşatılması ve iletilmesi
gerekmektedir.
Doğru hareket 2: Tek çözüm sosyal marka!
Yaşanan global
kriz sonrasında ortaya çıkacak olan tabloda, her geçen gün zihin
ve düşünce payını arttıran ekoloji, sağlık ve sosyal yaşam ile
ilgili problemlerin tüketicilerin satın alma denklemlerinde
ciddi pay alması beklenmektedir. Tüketicilerin eskisine oranla
çok daha bilinçli, seçici ve dikkatli karar verecekleri bir
davranış sergilemeleri beklenmektedir. Dolayısıyla, satın alma
kararlarının ekonomik faydalarının yanı sıra toplumsal geri
dönüşleri de hesaba katılmaya başlayacaktır. Örneğin, GDO içeren
ürünlere son dönemlerde gösterilen toplumsal tepki bu yeni
eğilime bir örnektir. Ekoloji, sosyal yaşam ve sağlık açısından
yaşanan ciddi problemler artık tüketici karar mekanizmasına
eskiye oranla çok daha ciddi etki yapmaya başlayacaktır. Yapılan
son araştırmalarda bu düşünceyi desteklemektedir. Kısa bir süre
önce Euro RSCG tarafından Amerikalı ve Avrupalı tüketiciler
üzerinde yapılan bir araştırmada, tüketicilerin % 82’sinin
günümüz şirketlerinin toplumsal ve sosyal katkılarda bulunması
gerektiğine inandığı ortaya çıkmıştır. Yine tüketicilerin % 74’ü
şirketlerin en az hükümetler kadar toplumsal sorumluluk
taşıdıklarını düşünmektedir. Tablo gayet nettir. Daha önceki
yazılarımızda da paylaştığımız üzere başarını anahtarlarından
biri müşteri ilişkileri yönetiminden sosyal ilişkiler yönetimine
geçişin yapılmasıdır. Sosyal katkı baskısı her geçen gün artarak
devam edecek ve sosyal motivasyonu iyi olan ve öne çıkan
şirketler yeni dönemde bir adım önde olacaklardır.
Sosyal
motivasyonun ve şirketin insani yüzünün tüketicilere
gösterilmesinin ve zihinlerine kodlanmasının temel yöntemi,
doğru taktiksel araçların kullanılması ve bu araçlar ile yapılan
çalışmaların tüketicilere duyurulmasıdır. Yapılabilecek tüm
aktiviteleri “sosyal motivasyon temelli pazarlama” olarak
adlandıracak olursak, bu gruba dahil olan aktiviteler arasında
en önemlileri paylaşımcı pazarlama (cause related marketing) ve
sponsorluk çalışmalarıdır. Bu iki aktivite konusunda gerekli
açıklamaları önceki yazılarımızda yapmıştık. Paylaşımcı
pazarlama faaliyetleri sosyal motivasyon algısının artmasını ve
ticari motivasyon algılarının bastırılmasını sağlayan önemli bir
faktördür. Bu tip faaliyetler ile şirketin sosyal bir katma
değer yaratma adına gelirinin belirli bir bölümünü bu amaca
kanalize etmesi ve dolayısıyla tüketici nezdinde sosyal
motivasyon algısını güçlendirmesi gerekmektedir. Bu konuda
verilebilecek en güncel örneklerden biri Toys”R”Us firmasının
yürütmekte olduğu kampanyadır. Dünyanın en büyük oyuncak
mağazaları zincirlerinden biri olan firma, paylaşımcı pazarlama
faaliyetlerini sosyal medya kullanımı ile destekleyerek, bu
konuda başarılı bir çalışma gerçekleştirmektedir. Kurmuş
oldukları yardım fonu aracılığı ile ihtiyacı olan çocuklara
oyuncak ulaştıran firma, Facebook üzerindeki gruplarına üye olan
her tüketici adına 1$’lık bir oyuncak bağışı
gerçekleştirmektedir. Bu başarılı çalışmanın markanın sosyal
motivasyon algısının güçlenmesini sağlayacağı çok açıktır.
Yeni döneme
girerken ağırlık verilmesi gereken bir diğer sosyal tabanlı
pazarlama çalışması da sponsorluk çalışmalarıdır. Sponsorluk
çalışmaları özellikle geleneksel medyanın rakipler tarafından
domine edildiği veya bütçesel olarak firmaların yetersiz
kaldıkları durumlarda hedef müşteri kitlesine ulaşmak için
kullanılan bir iletişim aracıdır. Bu araç yeni dönemde bir
önemli görevi daha üstlenerek, sosyal motivasyon algısının
arttırılmasını sağlayacaktır. Yeri geldiği için, geçtiğimiz
yazılarda yapmış olduğumuz tespitlere burada bir kez daha yer
vermek gerekmektedir. Geleneksel medyaya oranla daha düşük
bütçeler gerektiren, doğru planlandığında çok daha etkili olan
sponsorluk çalışmalarında, yeni dönemle birlikte ticari
faaliyetlerin sponsorluğu yerine daha sosyal amaçlı
faaliyetlerin sponsorlukları tercih edilmelidir. Sosyal
motivasyon algılarının arttırılması bağlamında, bu tip
sponsorlukların ticari faaliyetlerin sponsorluklarına oranla
daha olumlu etkisi olması beklenmektedir. Buna ek olarak,
sponsorluk çalışmalarının diğer iletişim faaliyetleri ile
desteklenmesi ve kaldıraç etkisine alınması gerekmektedir.
İkinci olarak, sponsorluk çalışmalarından çok daha konsantre
sosyal motivasyon göstergeleri olan bağışlar gelmektedir.
Bağışlar aynı sponsorluk çalışmalarında olduğu üzere toplumsal
olarak katma değer yaratma algısını pozitif yönde
etkilemektedir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, aynı
sponsorluk çalışmalarında olduğu üzere bağış çalışmalarının da
mutlak surette sosyal iletişim kapsamında planlanmasıdır. Burada
sponsorluk çalışmalarından farklı olan unsur yapılacak olan
iletişimin kaynağının bağış yapan şirket değil ancak fayda
sağlayan ünite olmasıdır. Bu reaktif yapıdaki iletişim sayesinde
sosyal motivasyon algısının daha da güçlenmesi beklenmektedir.
Yeni döneme
girilirken markaların sosyal tabanlı pazarlama faaliyetleri
dışında planlayabilecekleri bir diğer aksiyon türü de sosyal
sorumluluk projeleridir. Bu tip projeler toplumsal, ekonomik ve
ekolojik şartların iyileştirilmesi adına yapılan katkıların
organize edilmesi ve resmileştirilmesini içermektedir. Bu tip
projelere ülkemizden verilebilecek en güncel örnekler arasında
Coca Cola’nın “Hayata Artı Vakfı” ve Turkcell’in “Turkcell
Gönüllüleri”
hareketi
yer almaktadır. Geçtiğimizi dönemde basına yapılan duyuruda,
Coca Cola yetkilileri “Hayata Artı Vakfı” bünyesinde toplum ve
çevre projeleri için 2009-2010 yılları içerisinde 5 milyon
TL’lik bir kaynak ayırdıklarını açıklamışlardır. Bu konuda
Turkcell’in de başarılı çalışmaları bulunmaktadır. Eğitimden
spora, teknolojiden istihdama kadar birçok konuda toplumsal
sorumluluk projelerini hayata geçiren marka, özellikle eğitim
alanındaki “Kardelenler” projesi ile sosyal motivasyon algısına
olumlu katkılar sağlamıştır. Burada üzerinde durulması gereken
bir diğer önemli nokta da, yapılacak olan sosyal tabanlı
pazarlama faaliyetleri veya toplumsal sorumluluk projelerinin
her tür şirket ölçeğinde ve bütçesinde gerçekleştirilebilecek
oluşlarıdır. Diğer bir deyişle, ölçeği ne olursa olsun (pazar
lideri, pazarda oyuncu, pazara yeni giren) her şirket belirli
ölçülerde bu aktiviteleri planlayarak hayata geçirebilecektir.
Burada sosyal motivasyon algısının güçlenmesine katkı sağlayacak
olan unsur projenin büyüklüğü değil, nasıl duyurulduğu ve
algılandığıdır. Bu noktada marifet etkili ve hızlı bir şekilde
hazırlanan projenin ve fikrin toplum tarafından satın alınması,
benimsenmesi, samimi algılanması ve desteklenmesidir. Projenin
büyüklüğü ve kapsama alanı ne olursa olsun, yukarıda sayılan
etkileri yaratan şirketler kazançlı olacaklardır. Teknolojinin
ve yeni dönemin yapısı gereği, küçük büyük tüm şirketlerin
elinde sosyal medya ve çalışanları gibi çok önemli bir iletişim
gücü bulunmaktadır. Sosyal medya iletişimi doğru planlandığında
ve kurum kültürünün sosyal motivasyon doğrultusunda yeniden
şekillendirilmesi ile çalışanların desteği ve çabası
alındığında, hedeflenen sonuçlar elde edilecektir. Büyük
şirketlerin bu çalışmalarını geniş kitlelere geleneksel medya
aracılığı ile duyurma şansları olsa da pazardaki daha küçük
ölçekli şirketlerin de bu çalışmaları sosyal medya,
organizasyon, sponsorluklar ve etkinlikler aracılığı ile hedef
müşteri kitlelerine daha düşük maliyetler ile duyurma şansları
bulunmaktadır.
2010 yılı bir
devre arası. Şirketlerin uzun süre ellerine geçemeyecek bir
yeniden yapılanma fırsatı elde edecekleri önemli bir yıl. Devre
arası olması mevcut işlerin ve rekabetin durması anlamına
gelmemekle beraber, işlerin daha farklı yapılması gereken bir
döneme hazırlık için son şans olacaktır. Bu sebeple perakende
sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin planlarını yukarıda
açıklanmış olan açılımlara göre yapmaları gerekmektedir.
Öncelikle pazarlama fonksiyonun kapsamı belirtildiği şekilde ele
alınmalı, bu kapsama uygun insan kaynakları tedarik edilmeli ve
müşteri ilişkileri yönetiminden sosyal ilişkiler yönetimine
geçiş yapılmadır. Bu açılımlar yeni dönemde pazarda rekabet
edebilmek için iki zorunlu adım olarak görülmelidir. Tren
kaçmadan, son vagon da olsa yakalamak gerekmektedir.
Hepinizin
şimdiden yeni yılınızı kutlar, sağlık, huzur ve mutluluklar
dilerim.
Bu makale ile ilgili yorumlarınızı ve/veya sorularınızı
aşağıdaki formu doldurarak yazara iletebilirsiniz.
Makaleler Bölümüne Geri Dönüş...
|